Bennu Yildirimlar Fan Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  GaleriGaleri  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Bennu Yıldırımlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Begüm Fan



Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 16/10/08

MesajKonu: Bennu Yıldırımlar   Cuma Ekim 17, 2008 1:17 am




Toplumumuzu yansıtan en önemli öğelerden biride sabır! Doğduğumuz günden beri ilk şeyin sabretmek ve sabrın sonunun selamet olacağını beklemektir. Bu günlerde artık kimsenin sabrı kalmamışken,her şeye öfkelenir ve öfkenin sonucunda şiddete doğru sürüklenirken,TV ekranlarında sabır taşını bile çatlatacak hikayesiyle ailemizden biri oluverdi Bennu Yıldırım’lar…
Kendisiyle röportaja gideceğim gün kızımın aniden rahatsızlanması sonucunda gösterdiği duyarlılık beni çok mutlu etti. Her türlü kapristen uzak,içten bir geçmiş olsun dileğiyle ertelendi söyleşimiz.Tekrar bir araya geldiğimizde ise unutulmadan anımsanış…
Bu duyarlılığına röportaj başladıktan sonrada tanık oldum. Oturduğumuz kafenin penceresinden dışarıya doğru bakarken birden irkildi: “Neler oluyor?” diye sordu. Dışarıda bir kız çocuğu aramaya binmek istemiyor ve ağlıyordu. Hepimiz dikkat kesildik.Yerinden kalkmaya hazırlanırken, çocuk arabaya bindi ve hareket ettiler.

Yine röportaj sırasında babasıyla konuşmalarına, arkadaşının rahatsızlığına ne kadar üzüldüğüne şahit oldum. Böylesine duyarlı bir insanın neden bu kadar sevildiğini bütün bunları birleştirince anladım. Sadece oynadığı rolden ötürü değil ona bir şeyler kattığından, kendinde olanları hissettirdiğindendi.

Yaprak Dökümü’nde Fikret rolüyle gönüllerimizin kapısını açan Bennu Yıldırımlar nasıl bir insan? Acaba gerçekten Bennu ile Fikret karakteri çakışıyor mu? Bir insan bu denli sabırlı olabilir mi? Bir ailenin başına ardı ardına bu kadar felaketler gelebilir miydi? Bennu’nun (Fikret) yaşama, siyasete, eğitime, kadınlara bakış açısı nedir? Bunlar hakkında ki düşünceleri ve bizlere söyleyebileceği neler olabilir diye merak ettik ve sorduk.


Bu sabah anneme dedim ki Yaprak Dökümü’nün Fikret’i ile öportaja gidiyorum. Bir şey söylememi ister misin? Size çok selam söylememi istedi ve ekledi. Söyle O’na bu yeter artık bu kadar sabırlı olmasın azcık sesini çıkarsın. Bu kadar kötü bir kayınvalide olabilir mi? Çok abartılı değil mi size göre de…

Bu yorumu ben yapamam. Bunu ancak izleyiciler yapabilir. Dizi senaristlerinin olayları ve karakterleri daha keskin göstermek istemesinden kaynaklanıyor, bu kesinlikle bizim toplumumuzda yerini buluyor. Böyle bir matematik var. Yazılan odur bizim oynadığımız da budur.
Kalın çizgiler demek istemiyorum ama olayların gelişimi açısından kesinlikle her zaman daha belirleyici oluyor.
Normal hayatta böyle birisi var mıdır ama normal hayatta artık 2007 yılında “sorunlarımı çözemiyorum, tanımadığım bir insanla görücü usulü evlenip evine gideyim, üç çocuğuna bakayım, bir de kayınvalidemi çekeyim diyen bir insan var mıdır” bunu sormak lazım aslında. Romanın formatı açısından Fikret’in o evden bir şekilde evlenerek ayrılması gerekiyordu. Bu uygulandı…
Aslında daha zor koşullarda yaşamını sürdüren ve çıkış yolu bulamayan kadınlarımız var.
Kadınlarımıza çok fazla seçenek sunmayınca ve eğitilmeyince tek çarenin bu olduğu düşünüyor. Böyle yetiştirildiği sürece bu kadınlarımız çıkış yolu olarak sadece bunu düşünecekler.

İnternette sizinle ilgili o kadar çok yazı ve yorum var ki. Sizin için yazılanların çoğu “Fikret” karakterine ve size olan hayranlıkları ile ilgili güzel sözler . Siz okuyor musunuz hakkınızda yazılanları?

İnternete girip uzun zaman geçirmeye hiç zamanım olmuyor inanın. Ancak maillerimi yanıtlayabiliyorum. Sonra da maillerini yanıtladığım insanlar gerçekten siz misiniz yoksa asistanınız mı yanıtladı diyorlar. Hâlbuki ben o bilgisayarın karşısında gerçekten vakit geçiriyorum ve böyle cevaplar aldığımda da hiç hoşuma gitmiyor. Bir de çocuğumun ödevleri için gerekli olduğunda bilgisayar karşısına geçiyorum. Yoksa bilgisayarla çok haşır neşir bir insan değilim.

Yine diziye dönelim. İzleyiciler sizi ve Fikret’i o kadar bütünleştirdiler ki bu bir oyuncu için dezavantaj oluşturuyor mu? Başka bir oyunda ya da dizide kötü bir karakteri canlandırsanız bu seyircide nasıl bir duygu karmaşasına neden olur?

Bizim seyircimiz yılların getirdiği alışkanlıkla oyuncuya bakar. Değişkenlikten hoşlanmaz. Bir şey nasıl gidiyorsa öyle devam etmesinden hoşlanır. Ama bu oyuncu için geçerli matematik değildir. Oyuncunun kendisini çeşitli rollerde denemesi gerekir.
Bir yerde demişsiniz, oyuncu rolünün etkisinde kalıyorsa psikolojik sorunları vardır diye. Ama tv izleyicisi dizi bitse de kendilerini dizinin etkisinden kurtaramıyorlar bir süre…
Toplumu incelerseniz çok sorun çıkacak bu toplumdan..Smile Yavaş yavaş çözümleri bulunsun derim de ben meslek yaşamımda bu konuya özellikle girmemeye çalıştım.Süper Baba döneminden sonra da bazı teklifler geldi, gelmedi değil. Benim kendi adıma adımın duyulması 1994 yılıdır. Ankara Film Festivaliyle… Düşünün 1994 yılından beri hem röportaj veriyorum hem de bilfiil bu işin içindeyim. Ama kendimi tekrar etmemek için özen göstermeye çalışıyorum. Gelen teklifleri ona göre değerlendiriyorum. Elimden gelen bu ülkemizin şartları içerisinde tabii ki… Oyunculuk mesleği için korkunç güzel durumlar içinde olduğumuzu söyleyemem. Benim tek şansım Şehir Tiyatrosundaki oyunculuğuma devam edebilmem. Çünkü tiyatroda sizi belli kalıplara sokan bir düşünce tarzları yok. Benim hâlihazırda iki oyunum var. Biri J.P Sartre’ın “ Saygılı Yosma”, halkın deyimiyle ‘fahişe’… Hani bazı oyuncuların ne oynamak istersiniz ‘fahişe oynamak isterim, lezbiyen oynamak isterim’ gibi özel düşüncelerim hiçbir zaman olmadı. Önemli olan metnin güzelliği ve size katacağı şeylerdir. Ayrıca Anton Çehov’un “üç kız kardeş”inde ortanca kardeşi oynuyorum. Yine halkın deyimiyle diyeyim ‘kocasını boynuzlayan kadın’ı oynuyorum. Evet şimdi sadece Fikret’i izleyenler, mazlum, hiçbir şeye sesini çıkarmayan her şeye sabırla içine sindiren bir
karakteri izliyorlar. Oysa tiyatroda daha farklı karakterleri oynuyorum. Tiyatro olmasa bu rolleri oynama imkânım olmaz, Fikret olarak kalabilme durumum olabilir.




Tiyatroda sizi farklı rollerde izlemeyenler için şöyle bir endişe duydunuz mu? Televizyon dizilerinde Fikret karakteri üzerimize yapışıp kalacağından endişe ettiniz mi?

Bu dizinin bir sonu olacak muhakkak. Fikret’ten sonra bana aynı tarzda rol teklifleri gelecektir. Çünkü böyle devam ediyor.Ama ben bunları kabul etmeyeceğim. Oynamak oynamamak sizin elinizde… Şartlar çok daha başka olur. Bu sefer daha eklemeli, daha boyutlu karakter benzeşebilir ama başka durumları olabilir o da oynanabilir. Ama aynı şey üzerine gitmek insanın yaratıcılığını öldürür diye düşünüyorum.
Bazı oyuncularda aynı şey söz konusu… Mesela bir yapımda mafya üyesini canlandıran bir oyuncu bakıyorsunuz sürekli benzer rollerde karşımıza çıkıyor. Daha da kötüsü günlük yaşamında da bu izlenimi veriyorlar.

Birini besliyorlar diye düşünüyorum. Böyle bir şeyden hoşnut olabilir insan, egoları vardır ne bileyim… İsim vermeyeyim ama benimle karşılaştırdığınızda Fikret’in izlerini görebiliyor musunuz?

Hayır…
EE o zaman yaniii

Fikret olarak yaşamıma devam etmek ister miyim?

Bu toplumda 1950’lerden beri gelen başka bir politika söz konusu ve nasıl bir temel atılmış ki yıkılmaya çalışılıyor ama hala bir şeyler sağlam kalabiliyor. 50’lerden beri kendi kendine yetemeyen işte bu köy enstitülerinin kapatılması dışa bağımlı bir ülke olan ülkemizin toplumu oluşturan bireyleri de etkiliyor. Çocuk durumunda bırakıyorsunuz o insanları. O yüzdende gördükleri her şeye inanır hale geliyorlar. İrdeleyen bir kafa yapısı oluşmadığı için oyuncuları gerçek hayatta da o rolde görmek istiyorlar ve buna inanıyorlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Begüm Fan



Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 16/10/08

MesajKonu: Geri: Bennu Yıldırımlar   Cuma Ekim 17, 2008 1:21 am

Devami

Sabah kuşağı kadın programları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çözüm ürettiklerini sanmıyorum. Belli bir kesim var, evde oturtulan, dışarı çıkması istenmeyen, onlara hitap eden ve onların önlerini açma konusunda bende soru işaretleri bırakan program türü. Çünkü kendi muhafazakâr düşüncelerinin beslenildiği bir program stiline gidiliyor. İnsanlar yargılanıyorlar. Bazen psikolog olabiliyor ama yeni açılımların sağlanması bu tip programlarla mı yoksa bu insanların topluca eğitilmesiyle mi olur.

Tam burada kadın sorunlarına çözüm önerileriniz olabilir mi?
Bu hemen çözümlenecek bir şey değil. Köklü gelenek ve görenekler elbette ki çok güzeldir ancak, bazı geleneklerin yumuşatılması veya tamamen terk edilmesi gerekir. 1923’ten beri bu konuda ne yapıldı ki? Feodal sistemin içinden gelen insanların gerçekten o sistem içinde ki durumları başka bir sisteme geçirildi mi, yoksa hala feodal düzenin içinde mi yaşıyor bu insanlar. Bu durum değiştirilmediği sürece insanlarında kafalarının değiştirilmesi zordur. Bilgilerini değiştirmek zordur. Sıkı bir eğitimle bu 20 yıl mı alacak, gerçekten bu günleri görmek istiyorum. En azından ölmeden! Ağam paşamla giden bir durum içindeyiz. Arkanızın sağlam olduğu duygusuyla işler yürütülürken, kendi bilgileri ve donanımlarıyla insanlar nereye kadar ilerleyebiliyor, böyle bir karmaşanın yaşandığı ülkede gelişmenin hemen olması mümkün değil. Ama benim çocuğumun bu gelişme içinde olmasını isterim.
Neden?
En azından umut vardı. Şimdi umut çok azaldı. Umut olmadan yaşanmaz ama umudun olduğu gerçekten o zamanlar.

Peki, sinema filmi teklifi alıyor musunuz?
Ben 98 yılında 2 sinema filminde oynadım. O yıllardan sonra teklif gelmedi değil, okuduğum senaryolar oldu tabi ki. Ama insan belli bir düzeyde olduğunda nedense birden işe yarama duygusuna kapılıyor birden: ) yani şöyle bir şey; ben bu rolü oynuyorsam, benim bu role katabileceğim özel şeylerimin olması lazım. Her teklife bu anlamda sıcak bakıyorum. İyi senaryolar da geliyor ama zaman çakışıyor, başka işleriniz olduğundan yapamıyorsunuz ve üzülüyorsunuz. Ama artık yaz mevsimi sinema çekimine dönüştü ya, umarım önümüzdeki yaz iyi bir film önerisi gelir ve başka işlerle çakışmazsa güzel güzel çalışırım. Bana önerilen rol herkesin yapabileceğinden farklı olursa bende heyecanlanmak, bende bir şeyler hissetmek isterim. Senaryodan ve teklif edilen rolden yani bütünüyle…



Son dönemde çekilen yerli filmler için neler söyleyeceksiniz?
Bu sinema eleştirmenlerinin ve araştırmacılarının görevi… Yani Türk sineması açısından bizi temsil edebilecek filmler yapılmıyor değil. Sanırım şöyle bir politika var. Televizyon çok genel bir kültür durumunda şu an. Televizyondaki kişileri kullanıp halkın ilgisini çekip daha çok para kazanmak üzerine bir sistem var. Eğlence sektörü ön planda ama ayrıca iyi senaryolarla Türk sinemasını temsil edebilecek filmlere de para ayrılması gerekiyor. Bol para kazanan yapımcılar bu filmlere de para aktarabilmeli, en azından gönül böyle arzu ediyor
Neredeyse dizi filmin bir bölümü kadar bir bütçe ile bu filmler çekilebilir mi?
Bilemeyeceğim ama, bizden çok daha geri ülkelerden öyle kaliteli filmler çıkıyor ki, demek istediğim hem o kültürü verebilecek hem de genel geçer insana hitap edebilecek ortak duyguları yakalayabilecek filmlerin yapılıyor olması. İnsan İngiltere’de de olsa, Afrika’da da olsa dilleri başka söylese de verdikleri tepkiler, duygular birbirine benziyor. Dünyanın her yerinde insan birbirine benziyor.
İzleyicinin daha bilinçlenmesi gerekmiyor mu?
Hani o tırnak içindeki sanat filmleri dünyanın hiçbir yerinde izleyici açısından yoğun bir talep oluşturmuyor. Bu filmler insanlık tarihi için çok önemli belgeler. Televizyonun hakim olmadığı dönmelerde eğlence amaçlı, vakit geçirmek üzere yapılan filmler başka bir kültür ve bu kültürün dışında adlandırdığımız filmlerden oluşan, uzun vadede bile izleyiciye dönem ve belirli tahliller sunan filmler Finlandiya sineması, Türk sineması dediğimiz ulusal olarak adlandırdığımız sinema. Senaryo sorununu aştığımız zaman ki senaristlere daha iyi olanaklar sağlayarak bunu gerçekleştirebiliriz. İyi senaristler var, yeter ki emeklerinin karşılıklarını alabilsinler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Begüm Fan



Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 16/10/08

MesajKonu: Geri: Bennu Yıldırımlar   Cuma Ekim 17, 2008 1:24 am

Devami

İyi senaristlerin olduğunu düşünüyorsunuz ama, tarihin her döneminde büyük çalkantılar ve olaylar yaşamış farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bu ülkede hala sinema ve tiyatroda senaryo sıkıntısı çekiliyor, bunun nedeni nedir?
Üzerinde uzun zaman harcanması ve araştırma yapması gerekirken, her şeyin çabuk olması sistemine dayalı bir ortamda ayrıntılar önemini yitiriyor. Ayrıntılar olmadığı zamanda sanat olmuyor.
Beğendiğiniz oyunca ve yönetmen var mı?
Bir sürü var. Birdenbire sorulduğunda insanın aklına gelmiyor ama ben değişen insanları seviyorum. Beni şaşırtmasını, değişimini seviyorum. Aslında çok var bu özel bir örnek.
Tepkisiz bir toplumuz…(terör olaylarına gösterilen tepkiler hariç) M. Ertuğrul ve AKM için yıkım kararı alındı. 301-Hrant Dink, toplumsal olaylar, grevler vs vs… Neden sanatçılarımız toplumsal olaylar karşısında duyarsız ve sessiz kalıyorlar?
Hrant Dink cinayetine katılımın olduğunu düşünüyorum. İmzalarla da 301 e destek verdik. Bu toplumda yaşayan insanlar olarak öncülük etmek gerekiyor. Bir sistem kurulmuş ve devam ediyor. Toplu olarak bir şeye baş kaldırmak açısından elverişli değil bu ülke. Bazı sorunları aşması ve örgütlenmesi gerek. Bu işten en fazla zarar gören yine düşünen insanlar oldu. Çok yara almış bir kesimden bahsediyoruz, bunların öyküleri bile ne güzel çekilebilir, rezil edilmeden. Karşılıklı konuşma, tartışma ortamı hazırlanmalı ve ona göre çekimlerin devam etmesi gerekiyor. Benim gibi düşünen insanlarda mesleklerini yaparken o duruşu gösterebiliyorlar.
Toplumsal konularda sanatçıların duyarlı olmaları gerekirken, magazin içine sıkışmışlar gibi bir durum söz konusu. Sanatçı duyarlılığı nedir?
Böyle bir sistem varken, bol olay çıkarıp daha çok basının göz önünde olması bazı değerler açısından bir insanı silip götürmüyorsa ki bu ülkede böyle, daha çok prim yapıyor. Herkes birbirinden paylanıyor diyeyim ben. Herkesin bir yaşan stili var, bir aile sistemi var,yetiştirilme tarzı var ve insanlar olgunlaşmaya başladığında fire vermeye başlıyor. Bu tip fireler insanlara fire gibi gözükmüyor. Özel, çok özel bir özelliği gibi gösterilmeye çalışılıyor. E böyle yansıtıldığı zamanda zaten inanmaya hazır bir toplum böyle kabul olması gereken ediyor. Hem yeriyor, karşılaştığı zamanda tanrı gibi tapınabiliyor. Yani çelişkilerin olduğu bir toplum…
Hayranlık duyduğunuz biri oldu mu?
Hayran olma duygusunu çok yaşamadım. Herkes eşit şartlarda,birileri daha fazla çalışkan, birileri daha yetenekli, bunun sonucunu sen sabırla bekleyip hayatını yaşayarak göreceksin. Her şey birdenbire olmaz ama bizde her şey birdenbire oluyor işte.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Begüm Fan



Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 16/10/08

MesajKonu: Geri: Bennu Yıldırımlar   Cuma Ekim 17, 2008 1:26 am

Devami

Hep izleyiciler sizden bir şeyler bekler, siz izleyiciden neler bekliyorsunuz?
Fikirleriyle değil, düşünceleriyle izlemelerini tercih ederim ama kimseye böyle bir şey söyleyemezsiniz. Bir oyunda sizi izleyen kişi sayısı kadar kamera vardır çünkü herkesin bir geçmişi vardır, algılama gücü vardır, fokus yaptığı şeyler çok ayrıdır. Tiyatro çekerken kendi filmini çeker. Herkesin aklında kalan ayrıntılar çok farklıdır. Biri öyle bir gözle izler ki hiç o gözle bakmamışsındır. Tiyatroda herkes yönetmendir, eleştirmendir, beğenir, beğenmez, hakkıdır. Bir oyun izleyen insana sorduğunuzda “nasıldı?” diye, genelde “çok güzeldi” der. Kurtarıcı bir sözcüktür bu aynı zamanda. Ne kadar düşünüyoruz, yorum yapabilme yeteneğine sahip miyiz, bu konuda kendimizi yetiştirebiliyor muyuz, bunlar daha önemli.
Kendinizi oyuncu olarak mı yoksa sanatçı olarak mı görüyorsunuz ?
Sanatçı olarak görmüyorum. Sinema ve televizyonda, tiyatroda yaptığım işler aynı. Hepsinde oyuncuk yapıyorum.
Dizi, tiyatro, sinema hangi alanda aldığınız zevk daha fazla?
Dizi rutin bir iş… Tiyatro iki aylık bir prova sonucunda belirlediğimiz doğruları, oynadığınız her gece ulaşmaya çalışıyorsunuz.
Her gece aynı oyunu oynamak sıkıcı gelmiyor mu?
O oyununa bağlı ama her gece ayrı bir heyecan duymazsan bu meslek anlamsızlaşır. Kimse seni zorlamıyor, oraya çıkta bir şey söyle diye. Çıkıyorsun ve oynuyorsun. Hatta bir iddian var, izletmek istiyorsun. Ben tabiî ki 20 yıllık bir oyunun içinde olmayı istemem. Bu insanı körelten bir şey… Ama her iki senede bir, çok güzel bir ekiple iyi bir oyun çıkarmanın keyfide ok ayrı bir şey. Biz dört sene Yaprak Dökümü’nü sahneledik, 450 den fazla oyun oynadık. Hiçbir zamanda kötü bir yöne doğru gitmedi. Melodram olduğu için bıçak sırtı bir oyun. Oynayışta en küçük bir bozukluk gülme nedeni olabilir. Her defasında izdihamlara neden oldu, boşluklara sandalyeler konularak izlendin. Şimdi de aynı deneyimi televizyonda yaşıyoruz. Seyredileceğinden zaten emindim.
Bazı oyuncular yıllar içinde yeniden seyirciyle bütünleşmeyi ve her seferinde izleyici rekorları kırması, toplum olarak değişmediğimiz anlamına mı geliyor?
Bilmiyorum, onu sosyologların incelemesi gerekir. Aile yapımızdan olsa gerek. Çünkü hep bize bağımlı olmasını istediğimiz çocuklar üretiyoruz. Bağımsız olmaya çabaladıklarında, endişeleniyoruz, telaşlanıyoruz. Aile sistemimizde, hadi bakalım sen 18 yaşına geldin bir oda tutalım olmadığı için 30 yaşına gelmiş,evlenmemiş insanlar bile hala anne babasıyla yaşayabiliyor. Demek ki sistemimizde bir bozukluk var. Bağımlı olmayı seviyoruz.
Peki, kızınızı bu toplum içinde yetiştirirken çekinceleriniz var mı?
Çok zor soru çünkü insan konuşurken daha kolay. Canlı varlıkla karşılaştırıp onu kendince bütünlendirmesi zor. Bence çocuk büyütmek gerçekten zor. Benim sekiz yaşında bir kızım var… Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Bazen bu yardımı abartıp kendi kendime söyleniyorum. Hayatında her zaman ben olmayacağım diye. Kızımın yarı zamanı konservatuarda, diğer zamanı ise provalarda geçiyor, hepsini bir arada yürütürken ödevlerinin yetişme sorunu var. Bende çok planlı programlı bir anne olduğum için onu dikte etmeye çalışırken, bir yavaşlıkla karşılaştığımda çok konuşan bir anne pozisyonu doğuruyor. Çocukta benim konuşmalarımı duyuyor. Umarım bu konuşmalarım aklının bir kenarında kalır. Kendi başına yeterlik var ama ritim olarak biraz düşük. Kişilik çatışması, hiç kimsenin birbiri hakkında kötülük düşünmediği bir ilişki… Bu süreçten birlikte geçiyoruz işte.
Evliliği nasıl tanımlarsınız? Aşkla evlilik ilişkisi birbirini isten ya da çeken unsurlar mı?
Evlilik iki insan arasında yaşanan çok özel bir şey. Çok büyük aşkla evlenip sonuna kadar devam eden de var. Bu formüller o kadar fazla ki, o yüzden bunları formüle etmenin de bir yararı olduğunu da sanmıyorum. Ama öyle bir şey var ki anlaşamayan insanlar yan yana durmakta ısrar etmesinler. İnsan sağlığı açısından kötü… Bir defa geliniyor dünyaya, çok büyük zorunlulukları yoksa bu insanların büyük bir karar verip uygulamaları taraftarıyım. Ama bana düşmez. Benim mutlu bir evliliğim var. Güzel giden bir evliliğim var. Ama herkesin böyle olmaz. Yürümeyen bir evliliği hala yürümesi konusunda baskı olursa bu kişilerin yaşamından yaş almak demektir.
Sizin için özgürlük kavramı nedir?
Toplum içinde yaşarken sınırlarınız vardır. Bu sınırları uygulamak zorundasınızdır. İlk aklıma gelen gereksiz yere zamanımın alınması: ) ve yalnız kalabilme lüksüne erişebilme. Çünkü ben tek çocuk olduğum için tek başıma yaşamaya alıştım. Annem babamda çalışıyordu. Korkularım yoktu o anlamda. Yalnız kalmayı severim. İnsanın evde tek başına kalmaya, kendini dinlemeye, rahatlamaya ihtiyacı olduğu zamanlar oluyor. Eşim bu anlamda beni anlayışla karşılıyor. Zaten böyle olmasa 12 yıllık evlilik olmazdı.
Yaşamınızda kırılma noktaları var mı?
Dönüp baktığınızda tercihleriniz konusunda acaba dediğiniz şeyler var mı?
Pişmanlıklarla dolu bir hayatım yok doğrusu. Aklıma koyduğum şeyleri önce denedim, başarabileceğime inandıktan sonra da gerçekleştirdim. Tiyatroda da önce denedim, kötü olmadı ve eğitimini aldım. İyi olmasaydı çokta rahat bırakabilecek güçteydim. Kendime bir hedef koymuştum. İlerlemezse zorlamanın bir anlamı yok diye. Karar verdim ve uyguladım. Edebiyat fakültesine giderken aynı zamanda konservatuarı eş zamanlı olarak iki yıl devam ettirdim. Birinden birini seçmek zorundaydım, tabi ki tiyatroyu seçtim. Öyle kırılma yani dönüm noktalarım yok
Nelerden korkarsınız?
Yanlış anlaşılmaktan ürkerim. Yapılan şeyleri unutmam, hafızam iyidir. İyiliğiyle, kötülüğüyle hatırlarım. Herhangi bir insana karşı kin besleyen biri değilim. Kişisel korkularım yok. Ülke adına var. Nereye gidiyoruz. Deprem olursa ne oluruz gibi duygularım var.
Türkiye nereye gidiyor sizce?
Anlatırsam yazmazsınız: )
Yazarız neden yazmayalım: )
Şimdi gelirken okudum, Suudi Arabistan’da bir kadın bir adamın arabasına binmiş. Akrabası değil tanıdığı biriymiş. Sonra yedi kişi kıza tecavüz etmişler. Kız suçlu bulunmuş. Doksan kırbaç. Avukatı bunu topluma aktarmış ve topluma aktardığı içinde kız yine mağdur duruma düşmüş, ikiyüz kırbaç. Şimdi buraya doğru mu gidiyoruz? Anlatabiliyor muyum? Bir kız gösteriyorlar bütün kızlar birbirine benziyor. Sadece gözleri görünüyor. Kadın cinsiyetini yok etme durumuna mı geliyoruz? Bende kız çocuğu yetiştiriyorum. Bende böyle yetiştirilmedim. Nereye doğru gidiyoruz, bir soru işareti… Hemen olmayacak belki ama torunum ne görecek, ne olacak?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
süleyhund



Mesaj Sayısı : 29
Kayıt tarihi : 16/10/08
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Bennu Yıldırımlar   C.tesi Ekim 18, 2008 12:31 pm

amma uzunmus valla hepsini okumadim ama paylasim icin tsklerr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Bennu Yıldırımlar   Bugün 11:57 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bennu Yıldırımlar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» "Modeller ile yapılan tasarımlar" bölümü ile ilgilenen yetkililer
» Hitskin deki Tasarımlar
» CT2 Tam çözüm
» Görevler İçin Yardımcı Takımlar.
» Rol aldığı yapımlar

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bennu Yildirimlar :: Bennu Yildirimlar :: Bennu Yildirimlar Hakkinda-
Buraya geçin: